Kamu Hastanesinde Malpraktis ve Tam Yargı Davası

Kamu Hastanesinde Malpraktis ve Tam Yargı Davası
Kamu Hastanesinde Malpraktis ve Tam Yargı Davası

Kamu Hastanesinde Malpraktis ve Tam Yargı Davası

Kamu hastanesinde uygulanan bir teşhis, tedavi, ameliyat veya diğer tıbbi müdahale sonrasında hastanın zarar görmesi, tek başına sağlık personelinin hukuken sorumlu olduğu anlamına gelmez. Tıbbi müdahaleler doğaları gereği belirli riskler taşır ve tıbbın kurallarına uygun şekilde yürütülen bir tedavinin ardından da istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir. Buna karşılık sağlık hizmetinin gerektiği gibi sunulmaması, tıbbi standartlardan sapılması, gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesi veya sağlık hizmetinin organizasyonundaki eksiklikler nedeniyle zarar doğması hâlinde tıbbi malpraktis ve idarenin sorumluluğu gündeme gelebilir.

Kamu hastanelerinde meydana gelen tıbbi uygulama hatalarının hukuki yönü, özel hastanelerdeki uyuşmazlıklardan önemli ölçüde farklıdır. Bunun başlıca nedeni, kamu hastanesinde sunulan sağlık hizmetinin bir kamu hizmeti olmasıdır. Bu nedenle zarar gören kişinin tazminat talebini hangi makama yönelteceği, hangi yargı koluna başvuracağı ve hangi süreleri takip edeceği özel sağlık kuruluşlarına ilişkin davalardan farklılık gösterir.

Sağlık hizmetlerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların genel hukuki çerçevesi hakkında İzmir tıp hukuku ve sağlık hukuku alanındaki çalışmalarımızı inceleyebilir; tıbbi uygulama hatalarının farklı türleri bakımından ise tıbbi malpraktis davaları sayfamızdan ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz.

Kamu Hastanesinde Malpraktis Nedir?

Tıbbi malpraktis en genel anlamıyla sağlık hizmetinin tıp biliminin kabul ettiği kurallara, güncel mesleki standartlara veya somut olayın gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde sunulması sonucunda hastanın zarar görmesidir.

Malpraktis yalnızca ameliyat sırasında yapılan açık bir müdahale hatasından ibaret değildir. Teşhis aşamasından tedavinin planlanmasına, kullanılan ilaçlardan ameliyat sonrası hasta takibine kadar sağlık hizmetinin birçok aşamasında ortaya çıkabilir.

Örneğin;

  • hastalığın belirtileri bulunmasına rağmen gerekli tetkiklerin yapılmaması,
  • tetkik sonuçlarının gerektiği gibi değerlendirilmemesi,
  • teşhisin makul olmayan biçimde geciktirilmesi,
  • yanlış tedavi yönteminin uygulanması,
  • yanlış ilaç veya doz verilmesi,
  • cerrahi müdahalenin tıbbi standartlara aykırı gerçekleştirilmesi,
  • ameliyat sonrası ortaya çıkan belirtilerin dikkate alınmaması,
  • hastanın gerekli uzmanlık alanına zamanında sevk edilmemesi,
  • acil müdahalenin geciktirilmesi,
  • sağlık personeli veya hastane organizasyonundan kaynaklanan eksiklikler

somut olayın özelliklerine göre malpraktis iddiasının konusunu oluşturabilir.

Bununla birlikte bir hastanın tedaviden beklediği sonucu alamaması veya sağlık durumunun kötüleşmesi kendiliğinden malpraktis bulunduğunu göstermez. Hukuki sorumluluğun doğabilmesi için meydana gelen zarar ile kusurlu olduğu iddia edilen sağlık hizmeti arasında hukuken kabul edilebilir bir nedensellik ilişkisinin de ortaya konulması gerekir.

Kamu Hastanesi ile Özel Hastane Arasındaki Hukuki Fark

Malpraktis uyuşmazlıklarında ilk değerlendirilmesi gereken konulardan biri sağlık hizmetinin hangi kurum tarafından verildiğidir.

Özel hastane, özel tıp merkezi veya özel muayenehane kapsamında gerçekleştirilen tıbbi müdahalelerde uyuşmazlık genel olarak özel hukuk hükümleri çerçevesinde değerlendirilirken kamu hastanesinde verilen sağlık hizmeti idari faaliyet niteliği taşır.

Bu ayrım görevli yargı yerini de doğrudan etkiler.

Bir devlet hastanesindeki teşhis veya tedavi nedeniyle zarar meydana geldiği iddiasında tazminat talebi kural olarak sağlık hizmetini yürüten idareye yöneltilir. Uyuşmazlık idari yargıda tam yargı davası yoluyla çözümlenir.

Devlet üniversitesi hastanelerinde gerçekleşen müdahalelerde de sağlık hizmetinin hangi kamu tüzel kişiliği tarafından yürütüldüğü ayrıca değerlendirilerek doğru idarenin belirlenmesi gerekir.

Bu nedenle bir malpraktis dosyasında yalnızca “doktor hata yaptı mı?” sorusuna cevap aranması yeterli değildir. Olayın gerçekleştiği sağlık kuruluşunun hukuki niteliği, sağlık personelinin statüsü ve hizmetin hangi idare tarafından sunulduğu da belirlenmelidir.

Hastanenin sağlık hizmetini örgütleme ve yürütme biçiminden kaynaklanan uyuşmazlıklar hakkında hastane sorumluluğu davaları başlıklı hizmet sayfamızda daha ayrıntılı açıklamalar bulunmaktadır.

Kamu Hastanesindeki Doktor Hatasında Neden İdareye Karşı Dava Açılır?

Anayasa’nın 125. maddesinde idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir. Kamu hastanesinde sağlık hizmeti sunulması da idari faaliyet kapsamında değerlendirildiğinden, sağlık hizmetinin kusurlu yürütülmesinden kaynaklanan zararların tazmini bakımından idarenin sorumluluğu gündeme gelir.

Ayrıca kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken meydana getirdikleri ve hizmetle bağlantısını sürdüren zararlarda tazminat isteminin kural olarak ilgili kamu görevlisi yerine idareye yöneltilmesi esastır.

Dolayısıyla bir devlet hastanesinde görev yapan hekimin teşhis veya tedavi sürecindeki davranışından kaynaklandığı ileri sürülen zarar nedeniyle doğrudan doktora karşı özel hukuk hükümlerine göre tazminat davası açılması, çoğu kamu hastanesi malpraktis dosyasında doğru hukuki yol değildir.

Buradaki amaç hekimin davranışının değerlendirme dışı bırakılması değildir. Tam tersine, tam yargı davasında hekimin ve diğer sağlık çalışanlarının tıbbi uygulamaları ayrıntılı biçimde incelenir. Ancak tazminat sorumluluğunun muhatabı, hizmetle bağlantılı kusurlarda kural olarak sağlık hizmetini yürüten idaredir.

Hekimin tıbbi uygulamasına özgü sorumluluk koşulları hakkında doktor ve hekim hatası nedeniyle tazminat davaları sayfamızdan da bilgi alınabilir.

Hizmet Kusuru Nedir?

Kamu hastanesindeki malpraktis uyuşmazlıklarında sıklıkla “hizmet kusuru” kavramıyla karşılaşılır.

İdarenin yürüttüğü sağlık hizmetinin hiç işlememesi, geç işlemesi veya gereği gibi işlememesi sonucunda zarar meydana gelmesi hizmet kusurunun gündeme gelmesine neden olabilir.

Sağlık hizmeti bakımından hizmet kusuru yalnızca hekimin kişisel tıbbi uygulamasından kaynaklanmayabilir. Hastanenin bütün organizasyonu değerlendirme konusu olabilir.

Örneğin gerekli sağlık personelinin bulunmaması, kritik bir tetkikin zamanında yapılamaması, hastanın uygun bölüme sevk edilmemesi, tıbbi cihazların çalışmaması, hastane içindeki koordinasyon eksikliği veya hastanın sağlık durumundaki ciddi değişikliğe rağmen zamanında müdahale edilmemesi de olayın niteliğine göre idarenin sorumluluğunu gündeme getirebilir.

Bu nedenle malpraktis dosyalarının yalnızca müdahaleyi yapan doktor üzerinden incelenmesi her zaman yeterli değildir.

Hastanın acil servise giriş saati, konsültasyon talepleri, laboratuvar sonuçlarının çıkış zamanı, tetkiklerin hangi saatlerde değerlendirildiği, ameliyata alınma zamanı, yoğun bakım imkânları, başka bir hastaneye sevk edilip edilmediği ve hemşire gözlem kayıtları gibi ayrıntılar hizmetin bütün olarak gereği gibi işleyip işlemediğinin belirlenmesinde önem taşıyabilir.

Yanlış veya Geç Teşhis Malpraktis Sayılır mı?

Hekimlerin her hastalığı ilk muayenede kesin olarak teşhis etme yükümlülüğü bulunduğundan söz edilemez. Bazı hastalıklar benzer belirtiler gösterebilir ve teşhis süreci birden fazla tetkik gerektirebilir.

Bu nedenle yanlış teşhis bulunduğu iddiası tek başına sorumluluk için yeterli değildir.

Asıl değerlendirilmesi gereken, hastanın mevcut belirtileri ve tıbbi geçmişi karşısında makul bir hekimin yapması gereken incelemelerin yapılıp yapılmadığıdır.

Örneğin hastanın belirtileri belirli bir hastalığın araştırılmasını gerektirmesine rağmen ilgili tetkikin hiç istenmemesi, ciddi bir laboratuvar sonucunun gözden kaçırılması veya radyolojik görüntünün değerlendirilmemesi nedeniyle tedavinin gecikmesi farklı bir hukuki değerlendirme gerektirir.

Özellikle kanser, kalp-damar hastalıkları, enfeksiyonlar ve acil müdahale gerektiren sağlık sorunlarında teşhisteki gecikmenin hastalığın ilerlemesine veya tedavi imkânlarının azalmasına neden olup olmadığı bilirkişi incelemesinin temel konularından biri olabilir.

Bu konudaki daha ayrıntılı değerlendirmeler için yanlış teşhis ve tedavi davaları sayfamızı inceleyebilirsiniz.

Ameliyat Hatası Kamu Hastanesinde Gerçekleşirse Ne Olur?

Cerrahi müdahalelerde malpraktis iddiasının değerlendirilmesi çoğu zaman oldukça teknik bir inceleme gerektirir.

Ameliyatın doğru endikasyonla yapılıp yapılmadığı, tercih edilen yöntemin hastanın durumuna uygun olup olmadığı, operasyon sırasında tıbbi standartların uygulanıp uygulanmadığı, ameliyat sonrası takip ve müdahalelerin yeterli olup olmadığı birlikte değerlendirilir.

Bir ameliyattan sonra komplikasyon gelişmesi tek başına cerrahi hata bulunduğunu göstermez.

Buna karşılık ameliyat sırasında önlenebilir bir hata yapılması, cerrahi işlem sonrasında ortaya çıkan komplikasyon belirtilerinin takip edilmemesi veya komplikasyon fark edildiği hâlde gerekli müdahalenin geciktirilmesi sorumluluk doğurabilir.

Cerrahi müdahalelerden doğan uyuşmazlıkların özellikleri hakkında ameliyat hatası tazminat davaları sayfamızda ayrıca bilgi yer almaktadır.

Komplikasyon ile Malpraktis Arasındaki Fark Nedir?

Kamu hastanesinde gerçekleşen her olumsuz sonuç idarenin tazminat sorumluluğunu doğurmaz.

Komplikasyon, tıp biliminin kabul ettiği kurallara uygun davranılmasına rağmen ortaya çıkabilen istenmeyen sonuçları ifade eder. Bazı komplikasyonlar gerekli tüm önlemler alınsa dahi tamamen engellenemeyebilir.

Bu nedenle bir komplikasyonun gerçekleşmesi ile malpraktis birbirinden ayrılmalıdır.

Ancak olayın “komplikasyon” olarak adlandırılması tek başına sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Örneğin belirli bir ameliyatın bilinen komplikasyonlarından biri meydana gelmiş olabilir. Bu durumda ayrıca;

  • komplikasyonun zamanında fark edilip edilmediği,
  • hastanın yeterli şekilde takip edilip edilmediği,
  • gerekli müdahalenin zamanında yapılıp yapılmadığı,
  • hastanın başka bir sağlık kuruluşuna sevkinin gerekip gerekmediği,
  • komplikasyon riskinin müdahale öncesinde hastaya anlatılıp anlatılmadığı

incelenmelidir.

Başlangıçta kaçınılmaz olarak ortaya çıkan bir komplikasyonun uygun biçimde yönetilmemesi daha sonra malpraktis sorumluluğuna dönüşebilir.

Tam Yargı Davası Nedir?

Tam yargı davası, idari işlem veya eylem nedeniyle kişisel hakkı doğrudan ihlal edilen kişinin uğradığı zararın giderilmesi amacıyla açtığı idari dava türüdür.

Kamu hastanesindeki hatalı sağlık hizmeti iddiasında hasta veya koşulları varsa yakınları, uğradıkları maddi ve manevi zararların giderilmesini ilgili idareden talep edebilir.

Bu nedenle kamu hastanesindeki malpraktis uyuşmazlığı ile özel hastanedeki tazminat davasının usulü aynı değildir.

Tam yargı davalarında İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümleri uygulanır. İdari yargıda süreler son derece önemlidir ve mahkeme süre aşımını kendiliğinden dikkate alabilir.

Dolayısıyla “zarar meydana geldiğinde daha sonra dava açarım” düşüncesi ciddi hak kayıplarına neden olabilir.

Tam Yargı Davasından Önce İdareye Başvuru Gerekir mi?

İdari eylemden kaynaklanan zararlar bakımından tam yargı davasından önce ilgili idareye başvurulması önemli bir usul şartıdır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesine göre idari eylem nedeniyle hakkı ihlal edilen kişinin, eylemi yazılı bildirim üzerine veya başka şekilde öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak hakkının yerine getirilmesini istemesi gerekir.

Bu başvuru sıradan bir şikâyet dilekçesi olarak görülmemelidir.

Başvuruda olayın tarihinin, tedavinin gerçekleştiği sağlık kuruluşunun, zararın, iddia edilen tıbbi veya organizasyonel eksikliklerin ve tazminat talebinin somut biçimde ortaya konulması önemlidir.

Hasta hakları birimine yapılan şikâyet, SABİM veya CİMER üzerinden oluşturulan başvuru gibi farklı idari müracaatların her durumda İYUK m.13 kapsamında gerekli tazminat başvurusu yerine geçtiği varsayılmamalıdır. Başvurunun içeriği, yöneltildiği makam ve talebin niteliği somut olay özelinde ayrıca değerlendirilmelidir.

Kamu Hastanesi Malpraktis Davasında Süre Ne Zaman Başlar?

Malpraktis dosyalarında süre konusu bazen olayın kendisi kadar tartışmalı olabilir.

Kanunda temel kural, idari eylemin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her durumda eylemden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurulmasıdır.

Ancak tıbbi zarar her zaman müdahale yapıldığı anda anlaşılmaz.

Bir ameliyat sırasında gerçekleşen sorunun hasta tarafından aylar sonra yapılan başka bir muayenede öğrenilmesi, yanlış teşhisin daha sonraki bir sağlık kuruluşunda ortaya çıkması veya meydana gelen zarar ile önceki tıbbi müdahale arasındaki ilişkinin sonradan anlaşılması mümkündür.

Yargısal değerlendirmelerde yalnızca müdahale tarihine değil, kişinin zararı ve zararın idari sağlık hizmetiyle bağlantısını makul olarak ne zaman öğrendiğine ilişkin koşullara da bakılabilir.

Bununla birlikte süre başlangıcının her olayda ileri bir tarihe taşınabileceği düşünülmemelidir. Hasta, zararı ve bunun kamu hastanesindeki müdahaleyle bağlantısını daha önce öğrenmişse sürenin buna göre başladığı kabul edilebilir.

Bu nedenle tıbbi bir müdahale sonrasında zarar şüphesi oluştuğunda süre hesabının erken aşamada yapılması önem taşır.

İdare Başvuruya Cevap Vermezse Ne Olur?

İYUK m.13 kapsamındaki tazminat başvurusu ilgili idare tarafından tamamen veya kısmen reddedilebilir.

Açık bir ret kararı verilmesi hâlinde dava açma süresi bu kararın usulüne uygun şekilde bildirilmesine göre değerlendirilir.

Başvuruya 30 gün içinde cevap verilmemesi durumunda ise kanundaki düzenleme gereğince talep reddedilmiş kabul edilerek dava açma süreci gündeme gelir.

İdare mahkemelerinde genel dava açma süresi, özel bir düzenleme bulunmadığı durumlarda 60 gündür.

Bu sürelerin yanlış hesaplanması davanın esasına dahi girilmeden süre aşımından reddedilmesine neden olabilir. Bu sebeple malpraktis iddiasının tıbbi yönü kadar usul ve süre boyutunun da dosyanın başlangıcında değerlendirilmesi gerekir.

Kamu Hastanesinde Malpraktis Davası Nasıl İlerler?

Her olayın özellikleri farklı olmakla birlikte kamu hastanesindeki tıbbi uygulamadan kaynaklanan tazminat sürecinde genel olarak şu aşamalar gündeme gelir:

İlk olarak tıbbi kayıtlar toplanır. Hastaya ait dosyanın mümkün olduğunca eksiksiz şekilde temin edilmesi gerekir.

Olayın kronolojisi oluşturulur. Hastanın hastaneye ilk başvurusundan nihai sonuca kadar hangi tarihte hangi işlemlerin yapıldığı incelenir.

Tıbbi hata iddiasının dayanakları belirlenir. Dosyanın yanlış teşhis, tedavi hatası, ameliyat hatası, takip eksikliği, sevk gecikmesi, aydınlatılmış onam veya organizasyon kusurundan hangisine dayandığı ortaya konulur.

Sorumlu idare tespit edilir. Sağlık kuruluşunun hukuki statüsüne göre başvurunun hangi kamu kurumuna yapılacağı belirlenir.

İYUK m.13 kapsamında başvuru yapılır. Zararın giderilmesi ilgili idareden talep edilir.

Başvurunun sonucu takip edilir. Açık ret veya kanunda belirtilen sürede cevap verilmemesi üzerine dava süresi hesaplanır.

Yetkili idare mahkemesinde tam yargı davası açılır.

Dava sırasında tıbbi belgeler, tarafların iddiaları ve bilirkişi raporları birlikte değerlendirilir.

Malpraktis Davasında Hangi Belgeler Önemlidir?

Malpraktis dosyasının sağlıklı değerlendirilmesi büyük ölçüde tıbbi kayıtların eksiksiz olmasına bağlıdır.

Önem taşıyabilecek belgeler arasında;

  • hasta dosyası,
  • epikriz raporları,
  • ameliyat notları,
  • ameliyat öncesi değerlendirme kayıtları,
  • anestezi kayıtları,
  • hemşire gözlem formları,
  • laboratuvar sonuçları,
  • radyolojik görüntüler ve raporlar,
  • konsültasyon kayıtları,
  • ilaç uygulama çizelgeleri,
  • yoğun bakım kayıtları,
  • sevk belgeleri,
  • taburcu belgeleri,
  • aydınlatılmış onam formları,
  • reçeteler,
  • kontrol muayenesi kayıtları

bulunabilir.

E-Nabız kayıtları önemli bilgiler içerse de her malpraktis dosyasında hastanenin fiziki veya elektronik arşivindeki ayrıntılı tıbbi kayıtların tamamının yerini tutmayabilir.

Özellikle ameliyat, yoğun bakım veya acil servis süreçlerinde dakika ve saat bazındaki kayıtlar olayın aydınlatılması açısından kritik hâle gelebilir.

Bilirkişi Raporu Neden Önemlidir?

Hâkimin tıp biliminin uzmanlık gerektiren teknik konularını doğrudan çözmesi beklenemez. Bu nedenle malpraktis uyuşmazlıklarında bilirkişi incelemesi genellikle davanın en önemli aşamalarından biridir.

Bilirkişiden yalnızca “doktor kusurludur” veya “kusursuzdur” biçiminde sonuç bildirmesi değil, tıbbi sürecin bilimsel veriler ışığında açıklanması beklenir.

Sağlıklı bir bilirkişi değerlendirmesinde;

  • hastanın klinik durumu,
  • başvuru sırasındaki belirtiler,
  • yapılması gereken tetkikler,
  • uygulanan tedavi,
  • kullanılan yöntem,
  • tıbbi müdahalenin zamanlaması,
  • meydana gelen komplikasyon,
  • komplikasyona müdahale şekli,
  • zarar ile uygulama arasındaki nedensellik

birlikte ele alınmalıdır.

Raporun dosyadaki tüm tıbbi kayıtları incelemeden hazırlanması, sorulan hukuki ve tıbbi konulara cevap vermemesi veya kendi içinde çelişkili olması hâlinde rapora karşı ayrıntılı itiraz gündeme gelebilir.

Kamu Hastanesinde Malpraktis Nedeniyle Hangi Tazminatlar İstenebilir?

Malpraktis sonucunda tazmin edilebilir zarar olaydan olaya değişir.

Maddi Tazminat

Hastanın kusurlu sağlık hizmeti nedeniyle ekonomik bir kayba uğraması hâlinde maddi tazminat talep edilebilir.

Somut olayın niteliğine göre;

  • ek tedavi ve bakım giderleri,
  • çalışma gücü kaybından doğan zarar,
  • geçici veya sürekli iş göremezlikten kaynaklanan gelir kaybı,
  • bakıcı ihtiyacı nedeniyle oluşan giderler,
  • gelecekte yapılması gereken tedavilere ilişkin zararlar

değerlendirme konusu olabilir.

Bedensel zarar kalıcı nitelikteyse hesaplama için ayrıca aktüeryal inceleme yapılması gerekebilir.

Manevi Tazminat

Hatalı tıbbi müdahale sonucunda hastanın bedensel veya ruhsal bütünlüğünde zarar meydana gelmesi, ciddi acı ve sıkıntı yaşaması hâlinde manevi tazminat talebi de gündeme gelebilir.

Manevi tazminatın amacı yaşanan zararı ekonomik anlamda fiyatlandırmak değil, kişinin uğradığı manevi zararın bir ölçüde giderilmesini sağlamaktır.

Tazminatın kapsamı ve miktarı her olayın kendi şartları içerisinde değerlendirilir.

Malpraktis Sonucunda Hasta Hayatını Kaybederse

Tıbbi uygulama hatası iddiasının ölümle sonuçlandığı olaylarda farklı zarar kalemleri ortaya çıkabilir.

Ölen kişinin desteğinden mahrum kalan kişiler koşulları oluşmuşsa destekten yoksun kalma zararını ileri sürebilir. Ayrıca ölüm nedeniyle yakınların yaşadığı manevi zarar bakımından manevi tazminat talebi gündeme gelebilir.

Ancak ölümün gerçekleşmiş olması tek başına idarenin sorumluluğunu ortaya çıkarmaz.

Ölüm ile sağlık hizmetindeki kusur arasında nedensellik bağının tıbbi verilerle gösterilebilmesi gerekir. Hastanın mevcut hastalıkları, olay öncesindeki sağlık durumu, uygulanması gereken tedavi ve kusur bulunduğu ileri sürülen davranışın sonuca etkisi bilirkişi incelemesinde değerlendirilir.

Aydınlatılmış Onam Eksikliği de Sorumluluk Doğurabilir mi?

Tıbbi müdahalenin teknik olarak doğru yapılması her zaman hukuki sorumluluk tartışmasını sona erdirmez.

Hasta, uygulanacak müdahalenin niteliği, amacı, önemli riskleri ve makul alternatifleri konusunda anlayabileceği şekilde bilgilendirilmeli ve hukuken geçerli rızası alınmalıdır.

Özellikle cerrahi müdahalelerde yalnızca hastaya standart bir form imzalatılmış olması, her durumda yeterli aydınlatmanın yapıldığını göstermeyebilir.

Aydınlatmanın müdahaleden önce ve hastanın karar verebilmesine imkân sağlayacak biçimde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği değerlendirilir.

Bu nedenle malpraktis dosyalarında yalnızca ameliyat tekniği değil, aydınlatma ve rıza süreci de ayrıca incelenmelidir.

Doktora Doğrudan Tazminat Davası Açılır mı?

Kamu hastanesinde kamu görevlisi olarak yürütülen sağlık hizmetine bağlı tıbbi işlem ve uygulamalardan doğan zararlar bakımından tazminat davasının kural olarak ilgili idareye yöneltilmesi gerekir.

İdarenin tazminat ödemesine neden olan sağlık çalışanına sonradan rücu edilip edilmeyeceği ise zarar gören hastanın açtığı tam yargı davasından farklı bir hukuki meseledir.

3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun Ek 18. maddesinde kamu kurum ve kuruluşları ile devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık meslek mensuplarının tıbbi işlem ve uygulamaları nedeniyle idarece ödenen tazminatlar bakımından rücu sürecine ilişkin özel hükümler bulunmaktadır.

Bu düzenleme hastanın zararının tazmini için izlemesi gereken idari yargı yoluyla karıştırılmamalıdır.

Hastanın temel sorusu “hekim daha sonra sorumlu tutulur mu?” değil, öncelikle “zararım hangi sağlık hizmetinden kaynaklandı ve tazminat talebimi hangi idareye, hangi sürede yöneltmeliyim?” olmalıdır.

Ceza Soruşturması ile Tam Yargı Davası Aynı Şey midir?

Hayır.

Malpraktis iddiası nedeniyle bir sağlık çalışanının cezai sorumluluğunun araştırılması ile hastanın zararının tazmin edilmesi birbirinden farklı hukuki süreçlerdir.

Ceza soruşturması sağlık çalışanının eyleminin suç oluşturup oluşturmadığıyla ilgilenirken tam yargı davası idari sağlık hizmetinden kaynaklanan zararın giderilmesine yöneliktir.

Bu süreçlerden birinin varlığı diğerini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Sağlık meslek mensuplarının muayene, teşhis ve tedavi kapsamındaki tıbbi uygulamalarına ilişkin ceza soruşturmalarında 3359 sayılı Kanun’un Ek 18. maddesinde düzenlenen Mesleki Sorumluluk Kurulu ve soruşturma izni sistemi de olayın niteliğine göre gündeme gelebilir.

Bu nedenle tazminat, ceza ve idari süreçlerin birbirinden ayrılarak değerlendirilmesi gerekir.

İzmir’de Kamu Hastanesi Malpraktis Dosyalarında Hukuki Değerlendirme

İzmir’deki devlet hastanesi, eğitim ve araştırma hastanesi veya diğer kamu sağlık kuruluşlarında gerçekleşen bir tıbbi müdahale sonrasında zarar ortaya çıktığında ilk yapılması gereken yalnızca dava açmak değildir.

Öncelikle olayın tıbbi ve hukuki kronolojisinin oluşturulması gerekir.

Hastanın sağlık kuruluşuna hangi şikâyetle başvurduğu, hangi tetkiklerin yapıldığı, hangi teşhisin konulduğu, ne zaman tedaviye başlandığı, başka bir sağlık kuruluşuna sevk edilip edilmediği ve meydana gelen zararın hangi aşamada ortaya çıktığı incelenmelidir.

Ardından sorumluluğun hekimin bireysel uygulamasından mı, sağlık ekibinden mi yoksa hastanenin organizasyonundan mı kaynaklandığı değerlendirilir.

Av. İdil Su Kahraman tarafından yürütülen tıp ve sağlık hukuku çalışmalarında kamu hastanelerindeki tıbbi uygulamalardan kaynaklanan uyuşmazlıklar; tıbbi kayıtlar, yargı yolu, idari başvuru süreleri ve tazminat talepleri birlikte değerlendirilerek ele alınmaktadır.

Kamu Hastanesi Malpraktis Dosyalarında Sık Yapılan Hatalar

Bu tür uyuşmazlıklarda yapılan bazı usul hataları, haklı olabilecek bir tazminat talebinin dahi incelenmesini güçleştirebilir.

En önemli hatalardan biri yanlış yargı yoluna başvurulmasıdır. Kamu hastanesi ile özel hastane arasındaki hukuki fark gözden kaçırılmamalıdır.

Bir diğer önemli hata İYUK m.13 kapsamındaki başvuru ve dava sürelerinin geçirilmesidir. Malpraktis uyuşmazlıklarında tıbbi incelemeye yoğunlaşılırken idari yargıya özgü süreler ihmal edilmemelidir.

Ayrıca yalnızca E-Nabız kayıtlarıyla yetinilmesi, ayrıntılı hastane dosyasının alınmaması, zarar ile müdahale arasındaki nedensellik bağının açıklanmaması ve tazminat kalemlerinin somutlaştırılmaması da dava sürecini olumsuz etkileyebilir.

Bilirkişi raporunun dosyadaki tüm tıbbi süreci değerlendirmediği durumlarda rapora karşı somut ve tıbbi kayıtlara dayanan itirazlar geliştirilmesi de önem taşır.

Sık Sorulan Sorular

Devlet hastanesinde doktor hatası varsa dava kime açılır?

Kamu hastanesinde görev kapsamında gerçekleştirilen sağlık hizmetinden doğan tazminat talepleri kural olarak sağlık hizmetini yürüten ilgili idareye yöneltilir ve idari yargıda tam yargı davası açılır. Somut olayda hastanenin hukuki statüsü ve sağlık hizmetini yürüten idare ayrıca belirlenmelidir.

Doktora doğrudan dava açabilir miyim?

Kamu görevlisinin görevini yürütürken gerçekleştirdiği ve hizmetle bağlantılı tıbbi işlemlerden kaynaklanan tazminat taleplerinin kural olarak idareye yöneltilmesi gerekir. Hekimin kişisel sorumluluğu, ceza sorumluluğu ve idarenin daha sonra hekime rücu edip etmeyeceği ayrı hukuki konulardır.

Kamu hastanesi malpraktis davasından önce başvuru zorunlu mudur?

İdari eylemden doğan tam yargı davalarında İYUK m.13 kapsamında ilgili idareye önceden başvurulması kural olarak gerekir. Başvurunun süresi ve içeriği hak kaybı yaşanmaması açısından önemlidir.

İdareye başvuru süresi ne kadardır?

İYUK m.13 uyarınca idari eylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her durumda eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurulması gerekir. Malpraktis olaylarında eylemin, zararın ve aralarındaki ilişkinin ne zaman öğrenildiği somut olaya göre ayrıca değerlendirilmelidir.

İdare cevap vermezse ne olur?

İYUK m.13 kapsamındaki başvuruya 30 gün içinde cevap verilmemesi hâlinde talep reddedilmiş kabul edilir ve idari dava açma süresi gündeme gelir. İdare mahkemelerinde genel dava açma süresi özel hüküm bulunmadığında 60 gündür.

Her komplikasyon malpraktis midir?

Hayır. Tıbbi standartlara uygun davranılmasına rağmen ortaya çıkabilecek komplikasyonlar tek başına malpraktis anlamına gelmez. Ancak komplikasyonun zamanında fark edilmemesi veya gerektiği şekilde yönetilmemesi kusur oluşturabilir.

Bilirkişi raporu davanın sonucunu etkiler mi?

Malpraktis davalarında bilirkişi değerlendirmesi büyük önem taşır. Hekimin ve hastanenin uygulamalarının tıbbi standartlara uygunluğu, zarar ile müdahale arasındaki nedensellik ve komplikasyon-kusur ayrımı çoğu zaman uzman incelemesiyle değerlendirilir.

Kamu hastanesinde yanlış teşhis için tazminat alınabilir mi?

Yanlış teşhis tek başına tazminat hakkı doğurmaz. Teşhis sürecinde tıbbi standartlardan sapıldığının ve bunun hastada bir zarara neden olduğunun ortaya konulması gerekir. Örneğin gerekli tetkikin yapılmaması nedeniyle tedavinin gecikmesi ve hastalığın ilerlemesi durumunda sorumluluk gündeme gelebilir.

Hastaneye şikâyet etmek dava açmak için yeterli midir?

Hasta hakları birimine veya farklı şikâyet kanallarına yapılan her başvurunun İYUK m.13 kapsamındaki tazminat başvurusu yerine geçtiği kabul edilmemelidir. Başvurunun hangi makama, hangi içerikle ve hangi talep doğrultusunda yapıldığı ayrıca incelenmelidir.

Malpraktis nedeniyle hem maddi hem manevi tazminat istenebilir mi?

Koşulları bulunuyorsa maddi ve manevi tazminat birlikte talep edilebilir. Maddi zararın kapsamı hastanın gelir kaybı, çalışma gücü kaybı, bakım ihtiyacı ve ek tedavi giderleri gibi unsurlara göre değişebilir. Manevi tazminat ise olayın hasta üzerindeki bedensel ve ruhsal etkileri dikkate alınarak değerlendirilir.

Kamu Hastanesinde Malpraktis İddiasında Her Dosya Ayrı Değerlendirilmelidir

Kamu hastanesindeki bir tedavi sonrasında istenmeyen sonuç ortaya çıkması, otomatik olarak doktor hatası veya idarenin hizmet kusuru bulunduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde bir komplikasyonun tıbbi kayıtlarda bu şekilde adlandırılması da her durumda sağlık hizmetinin kusursuz yürütüldüğünü göstermez.

Malpraktis değerlendirmesinde önemli olan; hastanın sağlık durumu, yapılan müdahale, tıbbi standartlar, müdahalenin zamanlaması, takip süreci, hastane organizasyonu ve meydana gelen zarar arasındaki ilişkinin birlikte incelenmesidir.

Kamu hastaneleri bakımından bu tıbbi değerlendirmeye idare hukukuna özgü kurallar da eklenmektedir. Doğru idarenin belirlenmesi, İYUK m.13 kapsamındaki başvurunun zamanında yapılması, tam yargı davasının doğru mahkemede açılması, tıbbi belgelerin eksiksiz toplanması ve bilirkişi incelemesinin kapsamlı biçimde yürütülmesi hakların korunması açısından önemlidir.

Özellikle zarar ile tıbbi müdahale arasındaki ilişkinin sonradan ortaya çıktığı veya birden fazla sağlık kuruluşunun tedavi sürecine dâhil olduğu olaylarda süre, sorumluluk ve nedensellik değerlendirmesi daha karmaşık hâle gelebilir.

Bu nedenle kamu hastanesindeki tıbbi uygulamadan zarar gördüğünü düşünen kişinin dosyası, genel değerlendirmeler yerine kendi tıbbi geçmişi ve olayın somut koşulları üzerinden incelenmelidir.

Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Malpraktis ve tam yargı davalarında uygulanacak hukuki yol, süreler, sorumlu idare ve ileri sürülebilecek talepler somut olayın özelliklerine göre değişebilir.

Kategori : Makaleler
Malpraktis Doktor Hatası Tazminat Davası

Malpraktis Doktor Hatası Tazminat Davası

Malpraktis Doktor Hatası Tazminat Davası Avukatı İzmir Açısından Ne İfade Eder? Malpraktis doktor hatası tazminat davası avukatı İzmir arayışı, tıbbi…